Pazartesi, Şubat 14, 2011

istanbul -datça gezisi

                       MOTOR FESTIVALI BAHANE, YOLLAR VE YENI DOSTLAR ŞAHANE...

gezimiz;  ben , Burak ve erdinç olarak gerçekleşti.
Haftasonu balkonumuzda otorup dost sohbeti yaparken yine motor aşkımız depreşti ve Burak'ın ' haftaya Datça'da motor festivali var' demesiyle benim gaz'ı alarak 'Hadi, gidelim 'diye atlamam bir oldu. Perşembe  ve Cuma'yı izin kullanarak haftasonu ile birleştirme kararı anında alındı ve kalbimiz yine ,yeniden motor gümbürtüsüyle atmaya başladı.

Gezilerdeki değişmez görevim 'ayarlamaları yap, kalınacak ,görülecek yerlerin notlarına al, gerekli yerleri ara' durumu yine aşkla karşımda duruyordu, aldım kucakladım.
Motor festivaline katılan çoğu motorcu arkadaş çadırlarda ,Aktur'un şahane koyunda konaklıyordu ama biz Datça'da ,Uslu pansiyonda kalmayı tercih ettik. Ne isabetli karar!
biraz yorucu ve uzun yolculuğumuz başladı. Feribotla Bandırma ve ver elini şahane yollar...
Datçaya akşam üzeri ulaştık ve pansiyona yerleştik, deniz kenarında bir aile işletmesi.Müthiş manzarası ile bizi bizden aldı. O şahane anlardan biri, karşımızdaki huzur,kalbimizdeki dostluk ve motor sevdası birbirimize daha çok kenetledi bizi. Tanrı'ya şükrettik..

Ilk gün ' Neymiş bu festival 'deyip ,Datça'ya birkaç kilometre uzaktaki, çam ağaçları altında yer alan Aktur 'a ait koya gittik.Motorları park edince ilk karşılaştığımız manzara  aşağıdaki motor oldu Eski Harley Davidson, bu motorun sahibi amcamız meğer az buçuk meşhurmuş ve bu entersan tasarım, sepetli motoru ile Türkiye'yi geziyor. Çadır,tulum, battaniye yok, sadece iki ağaca bağladığı hamağı ile mutlu. Biraz sohbet edip, birkaç kare fotoğraf alıp ayrılıyoruz.
Aktur koy'u , işte bu altta gördüğün manzaraya sahip. Taşlık,oldukça sakin  (tabi bu dönem için),bungalow veya çadır konaklamasına izin verilen şahane bir yer ancak festival için aynı 'şahane' yorumları yapamayacağım. Maalesef organizasyon kötü,müzik kötü,her şey ticaret mantığı ile düşünülmüş,herkezin bir şeyler satmaya çalıştığı ve hiç bir esprisi olmayan bu organizasyon bir fiyasoydu bizce. Girmemiz ,biraz deniz kenarında oturmamız,ayaklarımızı ıslatmamız ve birşeyler yememiz ile burada çıkmamız 1-2 saat 'i buldu.

ve buradan kaçıyoruz;
Aşağıdaki fotoğraf yanıltmasın, kafamdaki kask asla tavsiye dilmez, hele ki uzun yollarda. Ben akıllılık yapıp bunu da yanıma almıştım ki kısa mesafelerde sıcakta biraz rahat edeyim (Burak'ın kızgın bakışları altında :))

'3 günümüz var, onları burada harcamayalım' kararı ile anında plan B' ye geçiliyor!

Bayraklı motorlarımız ile civarı keşfe başlıyoruz...Muhteşem manzaralar eşliğinde güle oynaya doğa harikası Datça ve çevresi..mest..mesut!
Kaldığımız pansiyonda ilk gece,  yerleştikten sonra balkonda sakin sakin otururken bir motor sesi ile aşağıya bakıyoruz. Hava'nın kararmasına yakın Datça'ya ulaşan bir motorlu ağbimiz motorunu park ediyor ve yorulduğu her halinde belli asabi hareketleri ile eşyalarını indirip odasına taşıtıyor. Dikkatle izliyorum.Bir çantasından 2 karton dolusu sigara paketlerini görünce göz bebeklerim büyüyor, çocukları çağırıyorum :;)

ve sonraki 3 günümüz Arif ağbimizi tanımakla ve şahane bir tatil geçirmekle son buluyor. Harika insan Arif ağbi , Istanbul anadolu yakalı :) bizim gibi, tek başına yollara düşmüş. Festival'e gelme bahanesiyle. O da bizim gibi ilk gün gidip bakıyor, sevmiyor ve o da B planına geçiyor :)))
Kafalar aynı çalışıyor.

2. gün biz Datça'nın köylerini keşfe çıkıyoruz, şahane sahilleri olan köylerde durup ,şahane yemekler yiyoruz, denize giriyoruz. Mesudiye köyünde ,sahilde masamızda oturup ,mutluluğun tadına bakarken ve yemeklerimizi beklerken Arif abi aynı mekana geliyor! Kader!
hemen davet ediyoruz ve başlıyoruz sohbete! Şahane bir adam, festival'i çekiştiriyoruz ve B planlarını birleştirmeye karar veriyoruz!

3 motorlu olduk. Road captan Burak ve çekim sorumlusu ben önde , Erdinç ve Arif ağbi takipte...
Arif ağbi de motora takılı kamera var, güzel çekimler yapıyoruz. Datça'nın incisi Knidos'u tavsiye ile ve benim notlarımdan yola çıkarak keşfe gidiyoruz. Türkiye topraklarının tarih zenginliğini bilsek de gördüklerimiz karşısında dehşet'e düşüyoruz!! Afrodit heykeli bu bölgedeki en yüksek noktada yapılıyor ve kuzeyden yada güneyden gelen her gemi ilk önce onu görüp, güzelliğine vuruluyor..O güzellik her geleni,yada geçeni bu yarım adaya çağırıyor...MUTLAKA GÖR!

Arif ağbi Datçanın meşhur balıkçısına bizi yemeğe davet ediyor. Bu minik lokanta aile işletmesi ve oldukça ünlü. Istanbulda sayfa sayfa gazete ve dergilere çıkmış. Buranın özelliği denizden ne çıkarsa yemeğe dönüşüyor! Hiç bana göre değil , ama 'Denizden ,babam çıksa yerim ' felsefesi ile yaşayanlar için 'TAM YERI'. Yan fotoğrafta gördüğünüz üzere herşey yeşil :)...

Bu yemekler Erdince iyi gelmedi :)

festival bahanesiyle gelen ama festivalden zerre kadar etkilenmeyen hatta kaçan sevgili dostumuz Arif abi ve biz!

Üstte görünen şahane yer Knidos yarımadasının ucu,Gemilere yön veren fener'i. Buraya gelen her gemi,tekne bu görünen minik girişten içeriye süzülerek ,o zaman'ın limanına yanaşıyormuş!...



işte bir mucize ; amerikalı ziyaretçiler, ama ne ziyaretçi..Knidos'u bulup, yürüyerek ziyaret edecek kadar , yorumlayamamıştım..!!
 sağ tarafta ; meşhur 'deniz'den ne çıksa yerim' karesi..bana göre katliam!
sol taraftaki fotoğrafta ise Mesudiye köyünde, sahilde yediğimiz şahane yemekler. Ev yemeklerine özlem burada göze çarpıyor ;)
sevgiler

Nihal

Doğayı koru, hayvanlara saygı göster.

Cuma, Şubat 04, 2011

istanbul-alaçatı-ayvalık-bozcaada gezisi -1800 km


                                                         Alaçatı-Ayvalık-Bozcaada gezisi
                                                                       1800 km

Gezimiz ; ben ,Burak ve Erdinç olarak gerçekleşti. Motorlarımızla ,vurduk kendimizi yollara ,güzel yerler gördük,mutlu döndük.
Bu gezi ile ilgili tek mutsuz olduğumuz konu Alaçatı'nın pahalılığı oldu. Akla hayale sığmayacak pahalılıktaki bu minicik pek de bir özelliği olmayan beldemizde tek tavsiye edebileceğim ;  mutlaka rüzgar sörfü denemenizdir :)
alaçatı denen ve aslında köy olan bu yer,  tek bir sokaktan oluşuyor .  Restoran,cafe ve çoğu pansiyonun /otelin  bulunduğu sokak akşam olunca tam bir arı kovanı. Kaç kaçabilirsen, yada yürüyebilirsen. Bizim hatamız , kiraladığımız pansiyon odalarımızın tam bu sokağın üstünde ve ortasında olmasıydı..çok geç saate kadar uğultudan uyuyamadık. aman diyim arı kovanı sokağında kendinize oda tutmayın :)


bu fotoğraftaki sokağın ,  arı kovanı sokağın hemen ilk paraleli olduğuna uzun süre inanamadım.Arka sokaklarda köy yaşantısı aynen devam ediyor. Sanki o sokak turistik bir belde ve bambaşka bir coğrafyada,bu sakin sokak ise herhangi bir köyün sokağı. Insan ufak çaplı bir şok yaşamıyor değil. İşin acıklı yanı köylüler bu durumdan dolayı çok mutsuz. Kalabalıktan,fahiş fiyatlardan..bizzat konuşarak bunları duydum ve onlara hak verdim.

sol tarafta ,  meşhur Haşmet ağbi'nin Köşe Cafesi.







sağda görünen tatlıdan (limonlu pie) 2 tane +3 limonata = 52 tl ....

Alaçatının bizim için tek güzel yönü, harikulade sörf deneyimi oldu.Yüksek ısrarlarımla üçümüz de denedik.
Ben ve Burak oldukça hızlı öğrenerek rüzgarda salınmaya başladık ancak Erdinç bu işi pek sevmedi ki sörf tahtasını oturak olarak kullandı ve denizin ortasında etrafı seyretti .Bir ara sörf hocasını tehdit ederek tahtasını ittirttiğini gördük ama :)))
                                                                             Burak

                                          Erdinç (sırtı dönük, oturan ve melul melul etrafı seyreden)



ben..


Alaçatı sokağında (ki bence Alaçatı denen yer sadece 1 sosktan ibaret) standart restoran görüntüsü.



muhteşem pick up , arka fonda motorlarımız ve yola çıkmak üzere  hazılık yapan Burak ile Erdinç;


Alaçatıda eski yel değirmenleri hala ayakta, ilerdeki tepelerde ise Rüzgar gülleri sürekli çalışıyor..bu iyi :))


Alaçatıdayken günübirlik birde Çeşmeye gittik. Plajlarına baktık, keyiflendik...

ve BOZCAADA ...


Şu deniz..Fotoğrafta,  bu denizin gerçek rengi..


Boczaada sokakları ;

çamaşırlar yıkanmış , yıkanmış da bakın nasıl bir uyum içinde asılmış..gri çoraplar gri tişörtün üstüne, sarı çoraplar, sarı tişörtün üstüne ....helal olsun !


Bozcaadada, ben isyan ettim: ' Sadece siz mi motor keyfi süreceksiniz, hep artççı mı olacağım dedim, scooter kiraladım (adım : Scooty oldu) iki 1300 lük dev'in arasında benim 100 cc lik scooty ile adayı turladık, bu da sörften sonra bu gezinin unutulmazıydı benim için..

bu kask sadece kısa yol kaskıdır,hiçbir koruma kabiliyeti yoktur, KULLANMAYIN!

işte yan yana 3 motor nasıl görünüyordu ;)

ve birkaç foto daha ;

Bu alt fotoğrafta gördüğünüz arkadaşımız her sene gidin Bandırma feribotunun orada bunları satar. EvEt bu normal ama kendisi değil...Janti bey koydum adını..

Alaçatıda 1 gece açık hava sinemasına gittik, Karayip Korsanları 3..Filmin ortasında çıktık (FİLM SIKICIYDI) ..ama sinema, açık hava sineması olarak  fena değildi..


bu da Alaçanın birkaç güzelliğinden biri..arı kovanı sokağında, henüz kalabalık akın etmeden yakalayabildiğim bir restoran/cafe görüntüsü..


işte budur;

doğaya saygı,
hayvanlara sevgi
sevgiler
nihal

Perşembe, Şubat 03, 2011

İstanbul- Safranbolu gezisi


Istanbul- Safranbolu Gezisi





 merkez, ufak iddiasız ama sıcak ;
 meşhur simitler; GEVREK

İşte sepetli motoru ile bir yerli :)

mağara; biraz ürkütücü..yarasaların mekanı, yüz yıllar akan suların duvarlarda ,tevenda oluşturduğu izler ne ilginç değil mi?..


 
Bu geziyi Burak ile ikimiz yaptık. Haftasonu için kaçtık. Minik ,şipşirin bir yer Safranbolu. Iddiası , mimarisi..
Safranbolunun içinde kalmadık. Kaldığımız yer Safranbolu dışında, bir aile işletmesiydi. Kahvaltılarını unutamıyorum. Evin salonunda aynı masada bir sürü kişi ile kahvaltı ediliyor.

safranbolu ziyareti 2 gün kafidir. Biz önce en yüksek noktasına çıkıp evlere baktık,ardından minicik merkezine indik ,türk kahvemizi içtik, etrafı gezdik, dükkanlarda turistik eşyalara baktık,oranın meşhur reçelinden ,balından aldık.

Safranboluda güzel bir uygulama var. Ufak golf arabalarını sürücüsüyle kiralayıp Safranbolu turu atıp , kulağında kulaklıklar ile oranın tarihini ve özelliklerini öğreniyorsun. Bunu çok sevdik.

sonraki gün Safranbolu dışında yer alan gizlenmiş mağarayı keşfederek geçirdik.

doğaya sahip çıkın
hayvanlara saygı gösterin

sevgiler
nihal